- Hoşgeldiniz

Yaşayanların Ağzından, Soykırım Gibi Sürgün

Yaşayanların Ağzından, Soykırım Gibi Sürgün sitemize 17 Mayıs 2013 tarihinde eklenmiş ve 1.454 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Yaşayanların Ağzından, Soykırım Gibi Sürgün

18 Mayıs 1944  gecesi, Kızıl ordu askerleri Stalin’in emri ile Kırım Türklerinin evlerini terk etmelerini emretti.

Evini terk etmek istemeyenler zorla götürüldü. Direnenler, dipçik darbeleriyle hemen oracıkta öldürüldü. Çığlıklarla kirim-surgunu
inleyen gökyüzünün karanlığını delmeye çalışan güneş, kana bulanmış Kırım topraklarına ilk ışıklarını gönderirken, 423.100 kişiden oluşan Kırım Türkleri, hayvan taşınmasında kullanılan tren vagonlarına, âdeta istif eder gibi yerleştirildiler. Vagonlara doldurulanların 57.000’i  0–5 yaş arası çocuk, 68.000’i ise 60’ın üzerinde yaşlı insanlardı.

Ertesi gün, Arabat bölgesinde bir köyde, 150 civarında  Türk’ün unutulduğu anlaşıldı. Haber Stalin’e ulaştırıldığında emir verdi: ‘Bunların işini 24 saat içerisinde bitirin !’ Emir yerine getirildi: Bebek, çocuk, kadın ihtiyar ve genç  köy halkı, küçücük bir tekneye dolduruldu. Tekne, kıyıdan bir-kaç mil açılınca batırıldı. Karadeniz’in hırçın dalgaları soydaşlarımıza mezar oldu.

Soykırım Gibi Sürgün sonunda 200.00 Kırım Türkü hayatını kaybetti…

Yaşayanların Ağzından

Anlatan : Fatime KÜÇÜK Hazırlayan: Yrd. Doç Dr. Zuhal YÜKSEL

Ben 1931 yılında Kırım’da doğdum. Benim atalarım Kırım’a Türkiye’den geldikleri için, pasaportumuzda Türk yazıyor. Dedem Sarı Mecit Türk, İstanbul’a gitmiş, yollar kapanınca da Kırım’a dönmemiş ve Türkiye’de kalmış. Kırım’dan ayrı kalmaya dayanamadığı için de çok yaşamamış ölmüş. Herhalde orada çoluk çocuğu da olmuştur.

Biz, sürgünün yapıldığı 18 Mayıs 1944 gecesi Kökköz’de yaşıyorduk. Ben henüz çok küçüktüm. Takur-tukur kapılara pencerelere vurmaya başladılar, insanlar bağrışıyor, köpekler havlıyordu. Askerlerin “Çok çabuk, 15 dakika içinde çıkın, kamyonlara binin” talimatı ile Kırım’daki bütün Kırım Tatarları toplandı ve götürüldüler. Bizim pasaportumuzda Türk yazdığı için, bizi Kırım Tatarlarıyla birlikte sürmediler. Başımıza ne geleceğini bilmeden 15 gün daha şaşkınlık ve korku içinde Kırım’da yaşadık. Bizi Kırım Tatarlarının sürgününden 15 gün sonra Özbekistan’a sürdüler. Türk olduğumuz için bize çok eziyet ettiler. Hayvanlar gibi çekiştire çekiştire vagonlara doldurup götürdüler. Tıpkı hayvanlar gibi… Vagonlarda yaşlılarımız vardı. Zavallılar bu yolculuğa dayanamayıp teker teker ölmeye başladılar. Tren arada bir beş dakika duruyor, biz de ölülerimizi bir ağacın dibine bırakıp yola devam ediyorduk. Cenaze töreni yok, kefen yok, gömmek yok. Öylece oralara bıraktık cenazelerimizi.

Sürgün yerlerinde de çok sıkıntı çektik, insanların çoğu sıtma hastalığına yakalandı. Ne yemek için aşımız, ne giymek için 18-mayis-kirimelbisemiz, ne de yıkanmak için suyumuz vardı. Açlıktan, soğuktan ve pislikten ölmeye başladık. Bize hiç bir şey vermiyorlardı. Bazıları bir yerlerden ağaç çalıyor, götürüp şehirde satıyor, bir avuççuk un getiriyor, biz de onunla bulamcık yapıp içiyorduk. Bu şartlar altında yaşamaya dayanamayan insanlar öldüler. Bizim ailemizden yedi kişi öldü, geriye üç kişi kaldık.

1989 yılında Fergana’da çok ızdıraplı günler yaşadık. Pasaportumuzda Türk yazdığı için Ahıska Türkleri gibi bize de saldırdılar. Gelip evlerimizi bastılar, “Çık çık!” diye bağırarak evlerimizden attılar. “Hay Allah niye çıkayım? Ne yaptık? Niye gelip evimizi barkımızı yakıyorsunuz?” dediysek de bizi dinlemediler. Bir grup gidiyor, başka bir grup geliyordu. Onlar da yakıp yıkıyor, asıp kesiyorlar, “Çıkın, gidin, cenazeniz bile olsa bırakıp çıkın” diye bağırıyorlardı. Çıkmayanların evlerini ateşe verdiler. Bir dilim ekmek, biraz un bile alamadık. Evleri yaktılar, yıktılar; insanları öldürdüler, yaktılar. Yedinci gün canımızı kurtarmak için evden çıkıp kaçtık. Bir kapiğimiz bile yok, elbisemiz yok… Üstümüz başımız kirlendi. Üşüyoruz, yatacak yerimiz bile yok… Bizi Özbekistan’ın bir başka şehrine getirdiler, oradan uçağa bindirip Smolensk’e götürdüler. Smolensk’de kaldık. Paramız olmadığı için bilet alıp Kırım’a dönemiyoruz. “Ben Kırım’da doğdum, burada ne yapayım?” diyorum ama anlamıyorlar. Tabiî anlamazlar, onlar Rus. Sonra Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı’nın adamları geldiler, biletlerimizi alıp bizleri trenler bindirdiler ve Akmescit’e getirdiler. Belediyenin önündeki betonun üzerinde yedi gün yattık. Betonun üzerinde hiç bir şey yoktu. Akşamdan sonra buradaki Kırım Tatarları çocuklarımızı götürüyor, giydirip doyuruyorlardı. Sağ olsun cemaatimiz.

Başımıza bu hadiseler gelip de Kırım’a yerleşmek zorunda kalma saydık bile buraya dönerdik. Burada cemaatimiz toplandıktan sonra çok büyük mitingler yapıldı. Özbekistan’da öldürülen adamlarımızın yakılıp yıkılan evlerimizin resimleri sergilendi. Hepimiz gidip gidip baktık, hâl yer enkaz haline gelmiş.

Fatime Küçük

Şimdi vatanımda yani Kırım’da yaşıyorum. Emekli oldum. Kolhozlar da kendi Rus emeklilerine buğday, un, yağ veriyorlar, ama bize vermiyorlar. “Ben de bu yaşıma kadar Özbekistan’da çalıştım” dediysem de “Git hakkını oradan al.” dediler. Emeklilikten elime geçen 40.000 kuponla geçinmem mümkün değil ama, çocuklarım da çalışıyor. Altı tane koyunum var. Etsiz, şekersiz, yağlı yağsız yemek yersek, yetişiyor işte.

Artık ev yapmaya da başlayacağız. Yavaş yavaş toparlanıyoruz.

Anlatan : Fatime KÜÇÜK Hazırlayan: Yrd. Doç Dr. Zuhal YÜKSEL

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz